Emin Özdemir’in, “Eleştirel Okuma” kitabının, “Okumayan Okuryazarlar (Akşit Göktürk)” makalesi ve “Aydının Nitelikleri (Mehmet Fuat) makalesinin eleştirisidir.*


Günümüzde gündelik hayatımızdan, gelecek hedeflerimize kadar bizi ilgilendiren; aynı zamanda toplumsal ilerleyiş açısından da “okuma” eylemi yaşamsal bir öneme sahiptir. Tüm medeniyetimiz, bizden önce yaşamış insanların, deneyimlediği tüm etkinikleri bize çeşitli sembollerle aktarmasıyla birikebilmiştir. Bu yaşanmışlıklar yazılı ve görsel olarak mağara duvarlarına yapılan çizimlerle başlayarak, günümüzde kağıt gibi malzemelere çeşitli prensiplere sahip “diller” aracılığıyla yazılarla aktarılmış; bu aktarımlar okunarak insanlığın gelişiminde bir yön tayin etmesi için çeşitli olanaklar sağlamıştır. Bu yüzden “okuma” eylemi medeniyetimizin mihenk taşıdır diyebiliriz.

Okuma Eylemi

Peki “okuma” kavramına yaklaşımımız nasıl olmalı? Yani “okuma” eylemi basit anlamıyla Akşit Göktürk’ün dediği gibi “Bireyin kağıt üzerinde birtakım imleri (işaretleri) birbirine çatarak sesbirimler (heceler), sözcükler, sözcük dizeleriden, anlam çıkarabilme, kendi istediklerini de o imler aracılığıyla kağıt üzerine dökebilme becerisi” midir sadece? Yani sadece “okur-yazar” olmak, yukarıda bahsetiğim gibi toplumsal ilerleyişimiz ve gelişimimiz için yeterli mi? Okumanın işlevi sadece bu mudur?

Tam bu arada Mehmet Fuat’ın şu tespiti bize yardımcı oluyor:

… Oysa okuma yazma bilmek, okumanın getireceği üstünlüklere ulaşmak anlamına gelmiyor. Sırasıyla, gazete, dergi okumak, kitap okumak, okuduklarını algılamak, kısaca ‘okumakta yararlanabilmek’ apayrı bir alışkanlık.

Okur Olmak

Okumaktan yararlanmak, sadece anlık ihtiyaçlarımızın karşılanmasına yönelik bir durum. Ama yukarıda adı geçen iki yazarında makalelerinde belirtmek istedikleri; okur-yazarlığın kuşkusuz hepimizde olan bir yeti olması gerektiği fakat bireyin kendi uğraş alanlarında ilerleyebilmesi, kendini gerçekleştirebilmesi, çeşitli ünvanlara-yetilere ulaşabilmesi ve uygarlığımıza katkı yapabilmek için nitelikli bir “okur” olması durumudur. Okumayı alışkanlık haline getirmiş okur, Akşit Göktürk’ün dediği gibi, “ … basılı sözcüklerin taşıdığı bilgiyi hiçbir zaman olduğu gibi benimsemez, okuduğuna kimi yönden katılır, kimi yönden katılmaz, kitaplarda, dergilerde karşılaştığı her yeni görüşle bir kez hesaplaşır, böylece kendi özgün, bağımsız düşüncesini oluşturur. Kulaktan dolma bilgiyle yetinmez. Bu tür bilginin de geçerliliğini, geçersizliğini, yazılı kaynakların tanıklığına başvurarak denetler.

Böylece okur kişi, kendisine ve çevresine her daim yol gösterebilecek ve fayda sağlayacak birer “aydın”a dönüşecektir. Okumayı alışkanık hâline getirmeyen ve sadece okur-yazarların topluma olan katkısı az olacaktır. Bu da toplumsal gelişmeyi etkileyecektir.

Her iki yazarda toplumsal gelişimin önünde duran “eğitim” olgusuna da dikkat çekerek, ülkemizde ki eğitimin “okur-yazar” bir çoğunluk yaratttığını ve “okur” (Mehmet Fuat’ın deyişiyle “aydın”) olmanın daha öneme sahip olduğunu belirterek, ülkemizdeki eşitim sisteminin okuma alışkanlığı edinmiş bireyler yaratması gerektiğine dikkat çekmişlerdir.

Uygar bir topluma ulaşabilmek için bireylere nitelikli bir anadilinde eğitimle beraber, okuma alışkanlığına kazandırarak her türlü olguyu eleştiren, sorgulayan bireyler yetişebilir. Mehmet Fuat okur kişiler için şöyle demektedir:

… olaylara yaklaşımına, bilgisine, görgüsüne, değerlendirmelerine hayran kalırsınız, gerçek bir aydırdır. Bağnazlıktan uzak, düşüncelere saygılı, irdelemeyi, tartışmayı seven, paylaşmayı bilen, toplumsal konularda kişisel çıkarları açısından bakmayan, insanlara sevgiyle, anlayışla yönelen insan…

Sonuç

Çevremize baktığımızda, sürekli televizyonlara, akıllı telefonlara ve bilgisayarlara “sadece bakan” kişileri gördüğümüzde, geleceklerinde topluma verecekleri katkılar hakkında da öngörüde bulunabiliyoruz. Böylece bir önceki akşamın maç skorunu ve maç yorumlarını okumak için gazete okuyan kişilerle, ilgilendiği bir konu üzerinde fikir oluşturabilmek için, kendisinden farklı görüşleri de irdeleyerek, onlarca köşe yazarı ve yüzlerce makale okuyan kişiler arasındaki tezatlık ortaya çıkıyor. Okuma eyleminin kişiden kişiye ne amaçla olması gerektiği, toplumsal bir soruna dönüşebiliyor. Okuryazarı bol ama okuru çok az olan toplumların gelişmişliği ile okuru bol olan toplumlara göre daha geride olduğunu görebilmekteyiz. En azından sadece bilimsel makale üretimi önünden bir kıyaslama yaparsak, ülke olarak nerede olduğumuzu kestirebilmemiz zor değil.

Okumayı bir çeşit zaman öldürme ve anlık ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik kullanan okur-yazarlar kendi yeteneklerini keşfedemeden, bir çok yetisinin kullanamadan toplum içinde birer “gri gölgeler” olarak yaşıyorlar. Bir yandan da okuyan, okuduklarını analiz eden ve yeniden bilgi üretimi sağlayabilen bireyler, topluma kendi renklerini katabiliyorlar.

Bu açıdan bakıldığında okumanın işlevi, insanlığa değer katan ve kendimizle beraber toplumumuzu geliştiren bir yönelim olması gerektiği sonucu çıkabiliriz. İki yazarında makalelerinden çıkan ortak sonuç, okuma eyleminin işlevinin, nitelikli okurlar, aydınlar yaratması gerektiğine işaret ediyor.

* Eleştirel Okuma, Emin Özdemir –  ISBN : 9789754949162 226 s., 1. Basım Aralık 2000, 4. Basım

Kategoriler: Kitap

Mehmet Şafak Sarı

Yeni İletişim Teknolojileri, Yeni Medya, Sosyal Medya ve Siber Güvenlik alanlarında çalışmaları var. Çeşitli kişi ve kurumlara Dijital İletişim Servisi sunuyor, Dijital Pazarlama, Sosyal Medya, Dijital Güvenlik, Siber Güvenlik Eğitimi veriyor, Web Tasarım, Grafik Tasarım, Veri Görselleştirme ve İnfografik yapıyor.