Bu içerik ilk olarak 20.09.17’da Journo‘da yayınlanmıştır.
(İçeriğin 25.10.2017 tarihli kopyası)


Apple 12 Eylül’de yeni cihazları için bir lansman düzenledi. Akıllı telefon serisinin 10’uncu yılını kutlayan şirket, iWatch, iPhone, Apple TV ürünlerinin son sürümlerini duyurdu. Özellikle teknoloji dünyasında her zaman heyecanla beklenen ve gelenekselleşen bu etkinlikler, ‘teknolojiye yön verme’ ve ‘geleceği insanların ayağına getirme’ sloganlarıyla biliniyor. Apple’ın kendisi, ürünleri ve üretim süreçlerindeki hak ihlâlleri hakkında yıllardır süren tartışmaları gözardı edersek, son 10 yıllık tarihte şirketin telekomünikasyon ve kültür alanında ciddi değişiklikler ve yenilikler yarattığını reddetmek zor. Zira Apple’ın geliştirdiği teknolojiler toplumsal kabul görüyor ve dünyanın belirli bölgelerinde en çok tüketilen ürünler haline geliyor. Bu da Apple’ın teknoloji ve yazılımlarının kültürel yansımalarını daha da belirginleştiriyor.

‘Kimlik kanıtlamada biyolojik verilerin kullanılması’ özellikle akıllı telefonlarla hayatımıza giren bir pratik oldu. Gelişen teknolojiyle hayatımıza hızlıca giren bu pratik, toplumsal bir olgu olarak yeterince tartışılamadan ve kişisel verilerin kullanımı konusu irdelenmeden devam ediyor. Haberleşmek, bilgi edinmek, alışveriş yapmak ya da eğlenmek için kullandığımız bu teknolojiler, ‘hayatı kolaylaştırmak’ iddiasında. Fakat birçok olayda bu teknolojilerin yarattığı sorunlar da hayatımızda.

Apple’ın her sene yaptığı lansmanlar çıkardığı cihazlar ve eklediği yenilikçi çözümler hayatı belli noktalarda kolaylaştırırken bir diğer taraftan da zorluklar ortaya çıkartıyor. Örneğin, parmak izi okutarak cihazlarda ekran-tuş kilidinin kaldırılması (Touch ID – Fingerprints) teknolojisi kullanılmaya başlandığında baskı ve zor kullanılarak toplumsal olaylarda, mahkemelerde kişisel telefonlara erişildiğini biliyoruz. Hatta bu parmak izlerinin toplandığı veri bankalarına internet üzerinden saldırılar yapılarak ulaşıldığını da biliyoruz. Zaten Edward Snowden‘ın NSA ifşaalarından bu tip biyolojik verilere istihbarat örgütlerinin çok rahat ulaşılabildiği, bununla kalmayıp, kötü niyetli kişilerin bu verileri kullandığı uzunca bir süre gündem olmuştu. Face ID teknolojisi duyurulmasından sonra Edward Snowden Twitter hesabından bu teknolojinin, “kesinlikle kötü amaçlarla kullanılacak bir teknoloji olduğunu” belirtti.

Artık birçok teknoloji firması Touch ID özelliğinden, Face ID (Yüz Tanıma Sistemi) özelliğine geçiyor. Bunun örneklerinden biri de Apple firmasının yeni nesil telefonlarında artık Touch ID teknolojisi yerine Face ID teknolojisine geçtiğini açıklaması. Face ID ile telefonunuzun tuş kilidini açmanız için telefonunuzu yüzünüze doğrultmanız (yani telefonunuza bakmanız) yeterli. Cihaz tuş kilidini ekranın üst kısmında yer alan sensörlerden aldığı veriyle otomatik olarak açmakta. Hatta bu sensörler o kadar iyi çalışıyor ki akşam karanlığında bile cihazınız yüzünüzü algıladığı zaman tuş kilidini açıyor.

Utku Kalı, Sosyal Medya Danışmanı

Face ID özelliği, Apple’ın lansmanından sonra dünya gündeminde konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı.

Konuyla ilgili yıllardır özellikle Apple şirketinin ürünlerinde uzmanlaşmış olarak sosyal medya üzerinden Cihaz Destek isimli bir girişimle destek hizmeti veren Utku Kalı ile görüştük. Kendisine, Face ID özelinde biyolojik ögelerin (ses, parmak, retina, yüz iz,) parola olarak kullanılması ne kadar güvenli? diye sorduk:

Face ID değil parola kullanın

“iPhone 5S modelin tanıtıldığı Apple lansmanında Touch ID özelliği sayesinde artık parmağımızı ‘home’ tuşuna basarak cihazın bizi tanımasını ve tuş kilidini kolaylıkla açmamızı sağlaması kullanıcılarını inanılmaz etkilemişti,” diyen Kalı’ya göre, parmak iziyle akıllı telefonların tuş kilitlerinin açılmasının önünü açan bu parmak izi okuyucu teknolojisi sayesinde Samsung S5, HTC One Max ve iPhone 5S sonrasında çıkan neredeyse üst segment tüm cihazlarda parmak izi okuyucusu cihazlara yerleştirildi ve neredeyse standart bir özellik halini almış durumda. Günümüzde parmak izi okuyucusuna sahip olmayan cihazlar neredeyse üretilmiyor diyen Kalı, dünyada ve Türkiye’de basına yansıyan hukuki durumlar karşısında insanların özel hayatlarının ihlali durumunun söz konusu olduğunu ifade ediyor. Kalı, örneğin, Norveç polisine verilen yetkiye göre polisler şüphelendikleri kişilere zorla iPhone’larının kilitlerini zorla parmak izleriyle açtırabildiğini söylüyor.

Siz uyurken kilit açılabilir

Kurdukları Cihaz Destek ekibiyle her türlü teknolojik gelişmeyi yakından takip edip, olumlu ve olumsuz taraflarını herkesle paylaşmaya çalıştıklarını belirten Kalı, parmak izi okuyucusu ve Face ID (yüz algılama sistemi) gibi sistemlerin hayatımızı kolaylaştırmadığını kimsenin iddia edemeyeceğini, lakin bu sistemlerin kullanıcıların talepleri dışında kullandırılması gibi bir durum söz konusu olabilir mi diye düşünüldüğünde akla gelen senaryolar karşısında bu vb. sistemlere ne kadar güvenebiliriz sorusunu sormanın gerektiğini ifade ediyor. Zira Kalı’ya göre, çok uç örnekler vermeye gerek yok, partnerinizin telefonunu kurcalamak istiyorsunuz fakat şifresini bilmiyorsunuz. Uykusunda iken telefonuna parmak bastırarak açtırabilirsiniz.

Aynı şekilde Apple’ın yeni tanıttığı fakat Google’ın Smart Lock adını verdiği ‘Güvenilir Yüz’ algılama teknolojisinin de bu şekilde kullanıcıların rızaları dışında telefonlarındaki özel verilerinin erişebilir olması akıllı cihazların güvenliğini sağlamanın önemine dikkat çekiyor diyen Kalı; insanların kişisel verilerini korumak için milletvekili, bakan, sanatçı veya aktivist olmalarına gerek gerek olmadığını, insanların günlük özel yazışmalarını da kimseyle paylaşmak zorunda olmadığını söylüyor ve kendilerine danışanlara verdikleri tavsiyeyi tekrarlıyor: Her ne kadar hayatımızı kolaylaştırıyor gibi görünse de ses tanıma, yüz tanıma ve parmak izi okuyucuları özelliklerini kullananlara bu özelliklerini kapatarak standart (mümkünse 6 haneli) parola kullanmalarını tavsiye ediyoruz.


Bu konuyla ilgili olarak özgür yazılım camiasından Necdet Yücel‘in “Kimlik kanıtlamada biyolojik verilerin kullanılması” başlıklı yazısını da okuyabilirsiniz.