İktidarın yeni hedefi sosyal medya

  • Medya

AKP hükümetlerinin 2003’ten beri yaptığı en iyi iş, çıkarına olan yasaları toplumsal rıza sürecine sokarak yasalaştırması. Hükümet kendi çıkarları için yapacağı yasama faaliyetleri öncesi, mutlak iktidarını ve gücünü korumak için hiçbir şekilde toplumsal mutabakatta boşluk bırakmayacak şekilde kamuoyu yaratıp, bu kamuoyu sürecinde itiraz edenleri hizaya çekip şeytanlaştırılarak hareket etti hep. Çıkaracağı yasa ya da yapacağı politik kampaya öncesinde de sahte bir düşman yaratıp yoksullaştırılmış, yoksunlaştırılmış ve çaresiz bırakılmış halka ‘sopa gösterdi’ ve rızasını aldı. Sürekli ölüm gösterilip sıtmaya razı edildik. Ama 2007’de başlayan ve Gezi Direnişi süreciyle değişen devlet görünümüne bakarsak zaten uzun süredir ‘ölümlerden ölüm’ beğeniyoruz.

Koronavirüs pandemisinin ülkemizde en yakıcı olduğu ve sokağa çıkma yasaklarının uzun olduğu nisan ayında, hastalıkla cebelleşen emekçilerin sırtına bir tekmeyi de patronlarının atması sonucu işsizlik hızla artarken kamuoyunda yükselen “açlık, parasızlık ve işsizlik” konusunu formüle etmek isteyen iktidar görünümü “işten çıkarmaları yasaklamak” iddiası taşıyan ama içine girdiğinizde emekçilere bir tekme daha atan yasa tasarısı ile çıkmıştı karşımıza hatırlarsanız. Tam bu sırada da özellikle son yıllarda artarak devam eden ifade özgürlüğüne yönelik baskılar zirvedeyken sosyal ağları kısıtlayıcı ve baskılayıcı yasa tasarısını da ekledi mevcut torbaya.

Aslında iktidar kamuoyunda, özellikle son yıllarda sıkça dile getirilen ve sosyal ağlarda hakimiyet sağlanamadığı itirafı iktidar destekli kalemlerden sıkça dile getiriliyordu. Sistematik hakaret, ayrımcılık, hedef gösterme konularında uzmanlaşmış ve kamuoyunda “troll orduları” olarak bilinen sosyal medya hesapları yetersiz kalıyordu.

Mevcut yetersiz durumu gören iktidarın iki ay önce getirdiği yeni yasa tasarısında günlük erişimi bir milyondan fazla olan sosyal ağ sağlayıcıları (siz bunu Twitter, Facebook, Instagram, Youtube, Whatsapp, Telegram vb. olarak okuyun) Türkiye’de temsilci bulundurmak zorunda olacaktı. Temsilci belirlemeyen ve bunu Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) bildirmeyen sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliği yüzde 95 oranına kadar daraltılabilecekti. Ayrıca, içeriklerle ilgili yapılan şikâyetlere 72 saat içinde yanıt vermeyen, buna ilişkin 3 aylık raporları BTK’ye göndermeyen ve Türkiye’deki kullanıcıların verilerini Türkiye’de barındırmayan ağlara 5 milyon liraya kadar idari para cezası verilecekti. Taslağın genel gerekçesinde “Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcının, kurum, birlik, adli veya idari makamlarca gönderilecek tebligat, bildirim veya taleplerin gönderilebilmesi ve gereğinin yerine getirilmesi ile kişiler tarafından 5651 sayılı Kanun kapsamında yapılacak başvuruların cevaplandırılması amacıyla ülkemizde temsilci bulundurması amaçlanmış ve sosyal ağ sağlayıcıya düzenlenen madde kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde uygulanacak yaptırımlar düzenlenmiştir,” şeklinde açıklandı.

Bunun ne anlama geldiği çok açık. Öngörülen yaptırımlardan birkaçı bile internetin fişini çekmek demek. İnternet Ağ Sağlayıcı tanımına ek olarak “Sosyal Ağ Sağlayıcı” gibi bir tanımın ortaya çıkması, sosyal ağlardaki yazışmalara hızlı bir şekilde müdahale alanının açılmasının kanuni ortamının sağlanmasına bir işaret. Bu sosyal ağ sağlayıcılarına Türkiye’de temsilcilik bulundurması koşulu şart koşulurken, bu temsilci bildirilmezse de, temsilci bildirmeyen ağın trafiğine yönelik kademeli olarak kısıtlamalar öngörülüyordu. Bu kısıtlamalar içinde internet trafiği bant genişliğinin %95 oranında daraltılması planlanıyordu. Örneğin Twitter Türkiye’ye resmi bir temsilci atamazsa, Twitter trafiği yavaşlatılacaktı (aslında teknik olarak kullanılamaz hâle getirilecekti).

Kamuoyunda mesele yüksek sesle tartışılınca AKP 13 Nisan tarihinde gece yarısından sonra yasa maddesini torba yasadan çıkardı. Tabii bu geri adımın daha güçlü bir şekilde atılacak adımın öncüsü olduğunu neredeyse 20 yıllık süreçten hemen anlayabiliyoruz. AKP kamuoyundan gelen tepkileri ve yasaya karşı çıkan kitlelerin analizini yapıp ileride bu yasa taslağını daha da baskıcı bir şekilde önümüze koyacak.

Ortamı hazırlamak

Ama bu süreçte iktidarın kamuoyunu bu konuyla sürekli tebelleş edeceğine ilişkin emareler daha meselenin üzerinden ay geçmemesine rağmen gözükmekte. MHP’nin sosyal medyaya TC kimlik numaralarıyla girme teklifi ve AKP’nin sosyal medya etik kurallarını kamuoyuyla paylaşması bunu gösteriyor. Hatta etik kurulunun çağrısıyla tüm Twitter kullanıcılarına yeşil bir top ve Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı ikonlarının sosyal medya hesaplarının ad bölümünün yanına eklenmesi talebinin akabinde #millihesaplaryanyana ve buna benzer etiketlerle yeşil toplu hesapların “milli ve etik”, yeşil toplu olmayan hesapların ise ”milli olmayan ve etik dışı” hesaplar olarak görünüm alınması sağlanmaya çalışılıyor.

İktidarın kendi belirledikleri sınırlar dahilinde çizilecek bir sosyal medya tahayyülünün yeni aşamalarından biri de 22 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yayınlanan ve herkesin erişimine açılan “Sosyal Medya Kullanım Kılavuzu”. Bu kılavuz kitapçık özellikle internetin ve sosyal medyanın “doğru kullanımı”, karşılaşılan sorunları”, “güvenlik” vurgusu ve sosyal ağların sahibi şirketlerin ve bu ağlarının kullanıcılarının “denetlenemiyor” oluşuna sıklıkla değiniyor. Kılavuzda “değişimleri belirleyen, insanları ve devletleri şekillendiren böylesine güçlü bir faktör tarihin hiçbir döneminde var olmamıştı” denmekte internet ve sosyal medya için. Bu yüzden “sosyal medya araçlarının; kişiliğimizin, yaşam biçimimizin, ailelerimiz ile olan ilişkilerimizin ve devlet yönetimlerinin belirlenmesinde etkili araçlar hâline gelmesi aynı zamanda hayati bir riski de beraberinde getiriyor” denilmekte. Ve sosyal medyanın “iyi veya kötü niyetli yaklaşımlarca kullanılması ve bu mecraların nasıl doğru kullanılabileceği sorununu ortaya çıkarıyor”.

Peki kime göre neye göre bir doğru kullanım? Zaten kılavuz bizi oraya yönlendiriyor:

“Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde uzun zamandır siyasetten medyaya, diplomasiden küresel ve ulusal birçok alanda hakikatin, doğrunun, ahlaki ve etik olanın mücadelesini vermektedir. Küresel algı merkezleri tarafından üretilen manipülatif bilginin ve provokatif siyasetin karşısında duran bir ülke konumundayız bugün. Bilginin ve algının her gün yeniden üretildiği sosyal medya mecraları işte tam da bu nedenle hakikat merkezli yeniden ele alınmalıdır. Türkiye, dijitalleşen dünyada ve sosyal medyada hakikatin savunuculuğunu yapmaya hazırdır.”

Kılavuz açık bir şekilde iktidarın hakikatini bir norm olarak ortaya koyduğunu, sosyal medyanın bu hakikate göre konumlandırılması ve bir mücadele alanı olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Kılavuzda sık sık sosyal medya ağlarında güvenlik politikalarına yönelik atıflar ve bunların düzenlenmesi yönünde bir talep var. Kılavuzun başında “bir nimet” olarak sunulan ve üstü kapalı olarak “kötü kullanımlar var bunu engellenmeliyiz” alt metni, kılavuzda ilerledikçe net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Yıkıcı bir güç olarak sosyal medya ve sosyal medya teröristleri

Kılavuzda konvansiyonel medyanın “doğru” ve denetlenebilir olmasından bahsedildikten sonra sosyal medya hakkında “amatör bir kullanıcının temel içerik oluşturma araçlarını kullanarak oluşturduğu bir video içerik, ana akım medyanın yüksek prodüksiyon bütçeleri ile oluşturduğu bir video içerikten çok daha fazla kullanıcı tarafından izlenebilmektedir. Bu aynı zamanda ‘yıkıcı’ bir güçtür” denilmekte. Sosyal medya paylaşım ağlarının “Türk hukukuna uygun hareket ettiğini söylemenin oldukça güç” olduğunun vurgulandığı metinde, bu ağların Türkiye’de ofislerinin bulunmamasına ilişkin “suç teşkil eden olaylarda, terör faaliyetlerinde bilgi edilememesine yol açmaktadır” deniliyor.

Sosyal medyada paylaşılan yalan içeriklere yönelik örneklerde de karşımıza “Gezi” çıkıyor. Gezi Parkı’nda başlayıp tüm Türkiye’ye yayılan eylemlerin bir “kalkışma” olarak tanımlandığı metinde “toplumda infial uyandıracak yalan içeriklerle toplumsal karmaşa çıkarmak mümkündür” denilerek, “insanların öldürüldüğünü’’ “polis araçlarının sivilleri ezdiği” gibi “birçok yalan içerik paylaşılmıştır” deniyor. Ayrıca sosyal medya “milli, manevi değerlerin yozlaştırılması ve yıpratılması adına etkili bir silah olarak kullanılabilir” denilmekte.

Metinde bu iddiaların dışında en çok ilgi çeken iddia ve kavram ise kriz dönemlerinde sosyal medyada bilgi kirliliğinin giderek arttığı vurgusu yapılarak “provokasyon gerçekleştirmek isteyen sosyal medya teröristleri sanal ortamı oldukça etkin kullanmaktadır” önermesi.

Kılavuzun, yazının başında da belirttiğimiz gibi iktidarın sosyal medyaya yönelik atılacak adımlarının ve yeniden gündeme getireceği yasa tasarısının öncülü olacağı ya da iktidarın konuyla ilgili perspektifini ortaya koyduğunu göstermesi açısından “Sosyal Ağ Sağlayıcıları” ve “Sosyal Medya Teröristleri” kavramlarının çok önemli olduğunu söylemek gerekir.

Kılavuza göre, sık sık hatırlatıldığı gibi “vatandaşların sadece devletin resmi kurum ve kuruluşlarına, yetkililere itibar etmesi konusunda bilinçlendirilmesi” gerekmekte ve “dedikodular, ses kayıtlarının gelişigüzel paylaşıldığı” sosyal medya denetlenebilir olmalı. Kılavuz ayrıca kriz dönemlerinde “acil kriz planı” oluşturulması gerektiğini belirtmekte.

Kimi araştırmalarda konvansiyonel medyanın %95’e varan bir şekilde hükümetin kontrolünde olduğunun bilindiği ve çeşitli mekanizmalarla basın, haberleşme ve ifade özgürlüğünün baskı altında tutulduğu bu dönemde, hükümetin tam kontrol altında tutamadığı sosyal medya ağlarına yönelik tam denetim ve yetki talebi aslında bu kılavuzla tüm topluma açıkça tekrar gösterilmektedir.

Cumhurbaşkalığı İletişim Başkanlığı’nın “Sosyal Medya Kullanım Kılavuzu’nu aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz: 

https://www.iletisim.gov.tr/uploads/docs/SosyalMedyaKullanimKilavuzu.pdf


Bu yazı 22 Haziran 2020’de İleri Haber‘de yayınlanmıştır.