Yeni kanun teklifi interneti zincirliyor

  • Medya
Fotoğraf: Prateek Katyal / Unsplash

İnternet Ortamında Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, AKP-MHP koalisyonu tarafından TBMM başkanlığına sunuldu. 23 Temmuz’da Adalet Komisyonu’nda tartışıldı, komisyondan çıkıp genel kurula geldi ve bu hafta yasalaştı.

İktidarın yeni hedefi sosyal medya yazımda sürecin nereden nereye geldiğini anlatmış ve ileride meclise getirilecek olası bir yasa teklifinin ortamının hazırlandığını belirtmiştim.

Kimi araştırmalarda konvansiyonel medyanın %90-95’e varan bir şekilde hükümetin kontrolünde olduğunun bilindiği ve çeşitli mekanizmalarla basın, haberleşme ve ifade özgürlüğünün baskı altında tutulduğu bu dönemde hükümet, tam anlamıyla kontrol altında tutamadığı sosyal medya ağlarına yönelik tam denetim ve yetki talebini bu yasayla karşılamış bulunuyor.

Hoşgeldin Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

Kamuoyunda Sosyal Medya Yasa Teklifi diye bilinen bu yasa sadece ülkemizdeki içerikleri değil tüm dünyadaki içeriklere göz kırpmış durumda. Çünkü artık sadece gazetecilerin sosyal medya hesaplarını, haber mecralarını ve tweetlerini, facebook iletilerini, youtube videolarını Türkiye’den erişime engellemekle yetinmeyen iktidar, artık direkt içeriklerin kaldırılmasını, haberlerin yok edilmesini, hesapların kapatılmasını da yasal ‘meşruiyet’ kapsamına sokmuş bulunuyor. Yani kısaca, Türkiye’de tarihinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün, internetin en karanlık dönemine giriyoruz. İktidar vatandaşı ve haber mecralarını susturacak bir yasayı meclisten geçirmiş oldu.

George Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanını okuyanlar bilir. Romanda, sürekli birbirleriyle savaşmakta olan Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya adlı üç büyük devlet vardı. Dünya nüfusunun küçük bir kısmını oluşturan ara bölgeler, üç devlet arasında sürekli el değiştirirdi. Ara bölgelerde yaşayan halklar, bu ülkelerin işçi-köle depolarıydı. Romanın betimlediği dünyada toplum ‘tele ekran’ adı verilen alet yardımıyla izlenirdi. Tele ekran hem verici hem alıcı işlevini görüyor, aynı anda hem yayın, hem kayıt yapabiliyordu. ‘Düşünce Polisi’ böylece herkesin ne dediğini ve ne yaptığını sürekli izleyebiliyordu. Bugün dünya genelinde özellikle mobeseler ve internet üzerinden her geçen gün geliştirilen gözetim teknolojileri tam da 1960’larda yazılmış bir romanın gerçekleşmeye başladığını bize gösterir nitelikte.

Ayrıca romanda, sadece o anı ve olası geleceğe yönelik ‘güvenlik politikaları’ için toplumun sürekli gözetim altında tutularak izlenmesinden başka bana en ilginç gelen uygulama ise geriye dönük gazetelerin, yayınların değiştirildiği veya yok edildiği bir otokratik rejim altında insanlar bellekleri her gün sıfırlanmış bir şekilde yeni güne uyanıyorlardı. Böylesi bir toplum, iktidarın manipülasyonuna hep açıktı ve en ufak çatlak ses bastırılıyordu. Yani toplumun belleği her yeni gelen günde değiştiriliyordu. Aslında buna benzer gelişmelerin ülkemizde de sıklıkla yaşandığını hepimiz bilmekteyiz. Neredeyse 2012-2013 öncesi AKP’nin çeşitli kişi, kurum ve cemaatlerle kurduğu ilişkiler hiç olmamış gibi kabul edilirken, bu ilişki ağlarıyla mücadele etmiş neredeyse herkesin bu kurumların üyesi veya destekçisi gibi yargılanması bu distopik dünyayı birebir yaşadığımızın bir göstergesi olsa gerek.

Neler olacak?

Sosyal ağlara yasanın gereklilikleri uymaması durumunda reklam yasağı, trafik daraltma, para cezası gibi yaptırımlar öngörülüyor. Yasa ‘sosyal ağ sağlayıcıları’na temsilcilik bulundurma zorunluluğu getirdi. Temsilci bulundurma ve bildirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen sosyal ağlara, para cezası, reklam yasağından, internet hızının yüzde 90’a kadar daraltılmasıyla, “fiilen” erişilmesini engellemeye kadar kademeli yaptırımlar uygulanacak. Temsilci bildirmeyen sosyal ağ sağlayıcısına, BTK tarafından bildirimde bulunulacak. Bildirimden itibaren 30 gün içinde bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde sosyal ağ sağlayıcıya BTK tarafından, önce 10 milyon lira idari para cezası verilecek.

Dünya genelinde yüzlerce sosyal medya şirketinin ve topluluğunun bulunduğu bir ortamda bu nasıl olacak belirsiz. Zaten ülkemizde adalet sisteminden kaynaklı Twitter gibi şirketler temsilcilerinin başına gelecekleri hesapladığından dolayı ülkemizde temsilci bulundurmamaktan yanaydı bu güne kadar. Ayrıca tüm sosyal ağ sağlayıcıları şirket değil ve herhangi bir merkezi olmayan dünyanın dört bir ucuna dağılmış bir şekilde hizmet veren bir sürü sosyal ağ var.

Unutulma hakkı mı yoksa geçmişi yok etme planı mı?

İnternet ortamında yapılan yayın nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talep etmesi durumunda hakim tarafından, başvuranın adının bu madde kapsamındaki kararı konu internet adresleri ile ilişkilendirilmemesine karar verilebilecek. Zaten eski yasa ile neredeyse iktidarın hiçbir yolsuzluk haberine, milletvekili ve üst yöneticiler hakkında hiçbir bilgiye ulaşamaz hâle gelmiş neredeyse hükümetle ilgili kamuoyunun bilmesi gereken tüm içeriklere erişim engellemeleri yüzünden erişemez durumdaydık. Yeni yasa ile birlikte geçmişe dair her şeyin keyfi bir şekilde engellenmesinin daha kolay olduğu hatta içeriklerin tamamen ortadan kaldırılabileceği bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bu da tam da yukarıda anlattığım 1984 distopyasında geçen hadisenin birebir aynısı demek. Toplumun hafızası bu yasayla birlikte rahatça yok edilmek istenmekte. Esasen hepimiz biliyoruz ki, bu yasayla birlikte geriye dönük, hükümetin hoşuna gitmeyen tüm haberler rahatça silinebilecek ve geçmiş rahatça ‘aklanacaktır’.

Hâli hazırdaki yasa ile en ufak muhalif içerik, haber, ifade kısıtlanıyor ve vatandaşın bilgi edinme ve haber alma özgürlüğü engelleniyor

Bu teklifin amacı gerekçesinde belirtildiği gibi devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmesi değil, bu yasayla Türkiye’de internette ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğüne yönelik erişim engeli, soruşturma ve sansür daha da artacak. Türkiye’de mevcut düzende bile İfade Özgürlüğü Derneği  verilerine göre 2019 sonu itibarı ile 408 bin 494 web sitesi, 130 bin URL adresi, 7 bin Twitter hesabı, 40 bin tweet, 10 bin YouTube videosu ve 6 bin 200 Facebook içeriği erişime engellenmiştir. Demek ki iktidar istediği gibi istediği içeriği engelleyebilmektedir. Türkiye’deki mevcut yapıda erişim engelleme yetkisi sadece yargı organlarında değil. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Erişim Sağlayıcıları Birliği (ESB), Sağlık Bakanlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Milli Piyango, Spor Toto, Türkiye Jokey Kulübü, RTÜK ve hatta Diyanet’e erişim engelleme yetkisi verilmiş.

Buna rağmen yeni yasanın gerekçesinde hâlâ “… Nitekim, sosyal ağ platformlarında üretilen içeriklerin kontrol altında tutulması, kullanıcıların etkileşim yöntemleri ve biçimini belirleme imkanı, büyük oranda bu platformları işleten şirketlerin elinde bulunmaktadır” denmekte ve daha da fazla yetki istenmekte. Dünyada hem internet sitesi hem de sosyal medya ağlarında erişim engelinde neredeyse tüm raporlarda zirvedeyiz. Anlaşılan o ki yeni yasayla özgürlüklere karşı yükseltilen bu vites, toplumda tam bir sessizlik istendiğinin bir kanıtı. Ana akım medyanın kontrolünü ele geçiren hükümet, çevrimiçi gazetecileri ve diğer haber kaynaklarını susturmak istiyor.

Malum sosyal medyada suçlar cezasız kalmadığı gibi, muhaliflerin mesajları çarpıtılarak ihbarlar yapılıyor ve korkunç cezalar veriliyordu. Hükümet yetkilileri bu değişikliklerle sosyal medya platformlarında işlenen suçların cezasız kalmayacağını belirtmektedir. Ancak bu ifade yanıltıcı olmasının ötesinde yanlış bir beyandır. Türkiye’deki yasal düzenlemeler, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve özel kanunlar internette işlendiği iddia edilen tüm suçların yargılanması için fazlasıyla ‘yeterli’ olup, çoğu zaman da sadece sansür amaçlı kullanılmaktaydı. Hatta son zamanlarda birçok paylaşım ve hatta insanlar kendi mesajları olmadığı halde başkalarının mesajlarını paylaştıkları için cezalandırılmaktaydı.

Mevcut yasalarımız dünyanın birçok ülkesine göre daha baskıcı ve cezalandırıcı nitelikte ve devletin pozitif yükümlülüğü aşar bir biçimde ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı veya yer yer yok edici durumdaydı. Mevcut yasaların iyileştirilip vatandaş lehine hafifletilmesi gerekirken, Rusya, Türkmenistan, Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki gibi otoriter ülkelere öykünüp vatandaşlarımızın kişisel verilerin mahremiyeti, haberleşme ve ifade özgürlüğü daha da kısıtlanmak istendi ve bu yasayla tam da bunlar yaşanacak.

Sansür, sansürü; engelleme engellemeyi doğurur

Sevilen platformlara getirilecek kısıtlamalar ileride bunlara alternatif olarak kullanılacak olan diğer mecraların da aynı biçimde sansürlenmesi anlamına gelecek. İnsanlar sansürden ve engelden kaçabilmek için kapalı gruplara, yazışma odalarına çekilecek. Bir süre sonra bu mecralara da denetim ve engel talep edilecektir.

Genel olarak herkese açık ağların kısıtlanması, engellenmesi, yavaşlatılması veya kapatılması; bilgi edinme ve haberleşme haklarımızın engellenmesi demek. Ayrıca bu ağlar insanların birbirleriyle mesajlaşıp kendilerini gerçekleştirdiği alanlar. Birbirimizle iletişimimiz de büyük darbe alacak. Bu anlamda söz konusu yasa bir sansür döngüsünün başlangıcı anlamına geliyor.


Bu yazı ilk olarak 01.08.2020’de İleri Haber’de yayımlanmıştır. | Fotoğraf: Prateek Katyal / Unsplash